5 Mart 2013 Salı
"Yaşamın Ta Kendisi"... Vahşi Doğadan Kareler...
Hafta sonu İstanbul Atlı Spor Kulübü'nde (Maslak) bu güzel sergiyi gezdik. 27 Mart'a kadar sergi devam edecek.
Mustafa Koç, yukarıdaki leopar fotoğrafı için yarım gün, sabit olarak bu kareyi beklemiş.
Herşeyin yavrusu güzel di mi:)
O nasıl bakıştır öyle...
Sudaki akis...
Nasıl bir kuşsunuz siz????
Tam bir kral duruşu...
11 Şubat 2013 Pazartesi
TT ARENA-GALATASARAY & ANTALYA
10 Şubat 2013 Pazar saat: 20:00
Hava sıcaklığı: 8-10 derece
Koşar adımlarla TT Arena'ya akıyor insanlar. Yer sarı gök kırmızı.
Rakip Anytalyaspor. Güçlü kadrosu var, sezonun ilk yarısı üstleri bayağı zorladı ancak zorlu maç temposu biraz kadroyu yıpratmış gibi.
Stadyumda yerimizi alıyoruz. Sineijder destekli takım sahaya çıktığında; kimse gecenin yıldızı Galatasaray'ın özevladı, birinci kaptanı Sabri'nin olacağını tahmin etmiyordu. Başkan Ünal Aysal'ın locasından maçı seyreden Didier Drogma maç önceside daha çok ilgi çekiyordu sanki.
Maç hızlı başlıyor. İki haftadır yedek oturan ve Drogba'nın gelişinden sonra yedek kalma ihtimali artan Burak Yılmaz patentli gol hem maçın tansiyonunu düşürüyor hem de heyecanını...
İkinci yarı maç dengeli başlasada Galatasaray rakibine oyun yapma izni vermiyor ve derken Amrabat asistli şahane Burak gölü skoru belirliyor.

Bu dakikadan sonra tribün şov başlıyor. Pegasus tribününden başlayan ve tüm stada yayılan muhteşem şölen maç bitene kadar devam ediyor. Öyleki Drogba bu görsel şöleni telefonuna kaydediyor.
Takım istim üzerinde. 26 aslandan 18 kişilik kadroya girmek bile büyük başarı. İlk 11 çok zor. Yedeklere bakıyorum: Aydın Yılmaz, Engin Baytar, Emre Çolak, Gökhan Zan, Hakan Balta, Umut Bulut. Elmander 18'in dışında kalmış. Melo cezalı, Eboue, Ujfaluzi sakat. Öyle böyle değil. Takıma Drogba girdiğinde dengeler daha da değişecek. İyi ki sezon başı kombine almışız...

Taraftarlar arasında şimdiden "Burakba" deyimi almış başını gidiyor. Drogba için Doğu tribününde açılan pankart çok ilginçti:
"Alınacak bütün kupalara atıyoruz bir gol daha! Hoşgeldin Didier Drogba"
Gripin'in Galatasaray için yazdığı marş kulaklarımızda çınlıyor:
Ali Sami Yen'in zafer yolunda
Yüreğimdeki Metin Oktay ruhuyla
Durmayacağım söz veriyorum sana
Varlığım feda olsun arman uğruna
Sonuna kadar sadığım yeminime
Namusum, şerefim ve bu renkler üstüne
Adında gururum saklı, renklerinde cesaret
Sensiz olmaz GALATASARAY!
Herşey değişse de bir gün, karşılıksız sevdim
Kalbimin durduğu ana kadar
Adında gururum saklı, renklerinde cesaret
Sensiz olmaz GALATASARAY!
Maç bitmiş, herkes evlerine yol almış. Ama bütün herkesin dilinde taraftarların yapmış olduğu muhteşem şov vardı.
Ne mutlu bize...
Hava sıcaklığı: 8-10 derece
Koşar adımlarla TT Arena'ya akıyor insanlar. Yer sarı gök kırmızı.
Rakip Anytalyaspor. Güçlü kadrosu var, sezonun ilk yarısı üstleri bayağı zorladı ancak zorlu maç temposu biraz kadroyu yıpratmış gibi.
Stadyumda yerimizi alıyoruz. Sineijder destekli takım sahaya çıktığında; kimse gecenin yıldızı Galatasaray'ın özevladı, birinci kaptanı Sabri'nin olacağını tahmin etmiyordu. Başkan Ünal Aysal'ın locasından maçı seyreden Didier Drogma maç önceside daha çok ilgi çekiyordu sanki.
Maç hızlı başlıyor. İki haftadır yedek oturan ve Drogba'nın gelişinden sonra yedek kalma ihtimali artan Burak Yılmaz patentli gol hem maçın tansiyonunu düşürüyor hem de heyecanını...
İkinci yarı maç dengeli başlasada Galatasaray rakibine oyun yapma izni vermiyor ve derken Amrabat asistli şahane Burak gölü skoru belirliyor.
Bu dakikadan sonra tribün şov başlıyor. Pegasus tribününden başlayan ve tüm stada yayılan muhteşem şölen maç bitene kadar devam ediyor. Öyleki Drogba bu görsel şöleni telefonuna kaydediyor.
Takım istim üzerinde. 26 aslandan 18 kişilik kadroya girmek bile büyük başarı. İlk 11 çok zor. Yedeklere bakıyorum: Aydın Yılmaz, Engin Baytar, Emre Çolak, Gökhan Zan, Hakan Balta, Umut Bulut. Elmander 18'in dışında kalmış. Melo cezalı, Eboue, Ujfaluzi sakat. Öyle böyle değil. Takıma Drogba girdiğinde dengeler daha da değişecek. İyi ki sezon başı kombine almışız...
Taraftarlar arasında şimdiden "Burakba" deyimi almış başını gidiyor. Drogba için Doğu tribününde açılan pankart çok ilginçti:
"Alınacak bütün kupalara atıyoruz bir gol daha! Hoşgeldin Didier Drogba"
Gripin'in Galatasaray için yazdığı marş kulaklarımızda çınlıyor:
Ali Sami Yen'in zafer yolunda
Yüreğimdeki Metin Oktay ruhuyla
Durmayacağım söz veriyorum sana
Varlığım feda olsun arman uğruna
Sonuna kadar sadığım yeminime
Namusum, şerefim ve bu renkler üstüne
Adında gururum saklı, renklerinde cesaret
Sensiz olmaz GALATASARAY!
Herşey değişse de bir gün, karşılıksız sevdim
Kalbimin durduğu ana kadar
Adında gururum saklı, renklerinde cesaret
Sensiz olmaz GALATASARAY!
Maç bitmiş, herkes evlerine yol almış. Ama bütün herkesin dilinde taraftarların yapmış olduğu muhteşem şov vardı.
Ne mutlu bize...
7 Şubat 2013 Perşembe
Bir Pazar Günü... Fener, Cibali, Balat, Tarih, İstanbul Kokusu...
Güneşli bir Pazar günü rotamızı Haliç'e çevirdik. Kadir Has Üniversitesi'nden başladık, Cibali, Fener, Balat derken keyifli bir öğleden sonra geçirdik.
Kadir Has Üniversitesi
Fener Rum Patrikhanesi
Fener Rum Lisesi
Kadir Has Üniversitesi
Fener Rum Patrikhanesi
Fener Rum Lisesi
3 Şubat 2013 Pazar
Sualtına Işık Tutanlar Sergisi
Pazar kahvaltımız sonrası gazetelerimizi okurken Rezan Has Müzesi'ndeki "Sualtına Işık Tutanlar Fotoğraf Sergisi"nden haberdar olduk. Öğleden sonra yola koyulduk. Sergiyi gezdik. (Not: Sergi 28 Şubat'a kadar gezilebilir. Müze Cibali'de Kadir Has Üniversitesi Kampüsü içinde)
İşte bazı fotoğraflardan seçtiklerimiz:
İşte bazı fotoğraflardan seçtiklerimiz:
2 Şubat 2013 Cumartesi
İNÖNÜ STADYUMU-BJK KARABÜK MAÇI
Cuma günü akşam planımızı Beşiktaş Karabük maçına gitmek üzerine yapıyoruz. Bir önceki hafta TT Arena'da GS-BJK maçını seyrettikten sonra yeniden BJK maçına gitmek ilginçti. Kardeşimizin bulduğu sponsor bilet vesilesiyle maaile maça gidiyoruz.
Maç öncesinde Beşiktaş çarşıda buluşuyoruz. Önce midemizin sesine kulak veriyoruz ve Çarşıdaki kartal heykelinin yanıbaşındaki lokantada karnımızı doyurduktan sonra 7-8 derece sıcaklığındaki kuru havada Dolmabahçe yolunu yürüyerek stada geliyoruz. Fazla zorluk çekmeden stadın numaralı tribündeki vip koltuklarında yerimizi alıyoruz.
Ortama adepte olmaya çalışıyoruz. TT Arena'dan sonra İnönü Stadı bayağı eskimiş ve harap geliyor gözümüze. Tribündekilerle yönetim arasında bir problem olduğu kesin. Zira, kapalı tribün doluluk oranı %30 civarı. Biletlerin pahalı olduğunu düşünen çarşı grubu protestoyu kale arkası tribünlerine yerleşerek gösteriyor.
Maç başlamadan önce Beşiktaş tribünlerinin Karabük takımına gösterdiği teveccüh "Beşiktaş Karabük elele hep beraber tribüne" sloganı ile karşılık buluyor. Tabi ki Karabük seyircisi de buna karşılık veriyor: "Beşiktaş sen bizim her şeyimizsin....". "Bu kadarı da fazla ama" diyeceğimiz geliyor.
Maç başlamadan önce "Feda" konseptine fazlaca maruz kalıp, çalan romantik marşın eşliğinde kendimizi maçın içinde buluyoruz.
Sen benim her gece efkarım
Gözümdeki yaşım, sigara dumanım
Sen benim damardaki kanım
Alnımdaki yazım, şanlı Beşiktaşım
Kalbimin en orta yerinde
Büyük bir yangın var alevler içinde
Beşiktaş sana yemin olsun
Bitmeyecek sevdan mezarımda bile
Hakem Yunus Yıldırım. İçimizde tuhaf bir duygu var. Hakemin maça tesir etmemesini istiyoruz ama nafile. Yunus Yıldırım'ın faul, kart standardı hiç yok. Başka hakemin kırmızı kart bile gösterebileceği pozisyona, "faul düdüğü çaldım ya! daha ne istiyorsunuz?" der gibi hareketleri inanılır gibi değil.
Kara Kartal ikinci golü bulduktan sonra biraz rahatlıyor. Almeida'nın sakatlanması sonrası oyuna giren, yeni transfer genç Sinan'ın saç baş yolduran gol kaçırma pozisyonlarının sonrasında karşımıza Demokratik Kongol'u Lua Lua çıkıyor. Adam ikinci yarı oyuna giriyor ve Beşiktaş defasını resmen dağıtıyor.
10 kişi kalmalarına rağmen Beşiktaş'a karşı oyun disiplinini hiç bozmadan karşılık vermeleri ve iki gol bulup, maçı beraberliğe taşımaları takdire şayan. Maçın sonlarına doğru Beşiktaş seyircisinin Karabük takımına gösteridiği misafirperverlikten eser kalmıyor. Hele İbrahim Toraman'ın Lua Lua'ya maç sonu koşarak saldırması ise Beşiktaş kaptanına hiç yakışmıyor.
Geceye güzel başlayıp, devamını getiremedik. Ama olsun. Karabük'ün TT Arena'da bize üç attığı, Fenerbahçe ve Trabzonspor'a deplasmanda üç attıklarını hatırlayınca Beşiktaş'ın üç yemediğine dua etmek gerekir diye düşünüyoruz.
Yazımızı Beşiktaş tribünlerinin şimdiden efsane olmuş marşıyla bitiriyoruz:
Gücüne güç katmaya geldik
Formanda ter olmaya geldik
Beşiktaş seninle ölmeye geldik
Beşiktaşşş
Tarih: 01 Şubat 2013
Yer: İnönü stadı
Sevgiyle kalın,
30 Ocak 2013 Çarşamba
Kış ve Sıcak İçecekler...Ayrılmaz İkili
Malum hava soğuk olunca sıcak şeyler içmeyi seçeriz. Ben de kış boyunca hem içtim, hem de resimledim. Buyrun bakalım:
"Aşşk Cafe" Nişantaşı'nda Aşşk Çay...
Özsüt Yeniköy'de Filtre Kahve...
Mado Beyoğlu'nda Çayyyyyy...
Cafe Nero Göktürk'te Cafe Latte ve Çay...
Dilek Pastanesi Beyoğlu'nda Sahlep...
"Aşşk Cafe" Nişantaşı'nda Aşşk Çay...
Özsüt Yeniköy'de Filtre Kahve...
Mado Beyoğlu'nda Çayyyyyy...
Cafe Nero Göktürk'te Cafe Latte ve Çay...
Dilek Pastanesi Beyoğlu'nda Sahlep...
29 Ocak 2013 Salı
KIRKLARELİ-Bir Hafta sonu
Galiba vakit geliyor. İçimizdeki bir yerlere
gitme, yabancı insanların arasına
karışma isteği iyiden iyiye artmaya başlıyor. Bulunduğumuz düzlemden uzaklaşıp
kendi iç dünyamıza yolculuk yapma arzusu artıyor. Planlı Berlin ve Norveç
Fiyordları gezisi öncesi, yakın bir bölgeye günübirlik bir gezi
planlıyoruz.
Pazar sabahının erken bir vakti odamıza dolan güneş ışıkları, bize
güzel bir günü müjdeliyor. Saat 07:30 gibi kalkıp internetten hızlı bir araştıma
yapıyoruz. İğneada’ya gitme fikri ilk başta cazip gelse de yöre hakkındaki
olumsuz gezi yazıları ve özellikle İğneada yolunun son bölümünün çok virajlı
olması bizi bu fikrimizden vazgeçiriyor. Rotamızı Tem otobanı Çerkezköy
çıkışından çıkarak Saray, Vize, Pınarhisar üzerinden Kırklareli’ye çeviriyoruz.
Dönüş yolunu ise Kırklareli’den direk TEM’e bağlanarak İstanbul olarak
belirliyoruz.
Saat 09:00 gibi İstanbul’dan ayrılıyoruz. TEM Çerkezköy sapağından
ayrılıyoruz. Yollar kötü, bakımsız. Belki de yoğun kış şartlarından ötürü daha
da bozulmuş. Sağımız solumuz düz
arazilerle dolu. Fazlasıyla çorak. Ağaç, bitki örtüsü yok denecek kadar
az. Küçük beldelerden geçiyoruz. İnsanlarda fazla bir hareket yok. Mutsuzlar...
Kahvehaneler dolu. Saray’ın şehir merkezini arabayla geçiyoruz. Fazla bir şey
yok gibi. Günlerden 18 Mart. “Çanakkale Şehitlerini Anma Günü”olmasından ötürü
şehir merkezindeki anıtın önü çelenklerle dolu. Resmi binalar Türk bayrakları
ile donatılmış. Kent merkeZinin içinde ufak bir tur atıyoruz. Meydanda
bulunan 1539 yılında Sadrazam Mehmet Ayas Paşa tarafından yaptırılan Ayas Paşa
Camini gördükten sonra yola koyuluyoruz.
Bir sonraki durağımız Vize. Yine bilindik yol manzaraları eşliğinde
Vize’ye giriyoruz. Karnımız iyiden iyiye acıkıyor. “Bolulu Hasan Usta”
pastanesinde bir şeyler yeriz düşüncesiyle mola veriyoruz. Yaklaşık yarım saat
bekliyoruz ancak bir tostu yapıp getiremiyor müessese sahibi. Biz de kızarak
sabak kahvaltısını pas geçerek Kırklareli’de öğlen yemeğini yeriz diyerek yola
koyuluyoruz.
Yol üzerinde Istıranca Çiftliğine uğruyoruz. İnek peyniri, kaşar ve
tava yoğurdu alarak yolculuğumuza devam ediyoruz.
Poyralı Köyünden geçiyoruz. Köyün hemen girişinde Poralı Köyü
Şehitliği bizi karşılıyor. Köy özellikle son Bulgar ve Yunan istilasından en
büyük zararı gören ve istilanın Enez-Midye hattının kırılıp İstanbul’a kadar
dayanmasına mani olan kanlı çarpışmaların yaşandığı önemli bir köy. Poyralı Köyü
şehitliği de bu savaşlardaki isimsiz kahramanlara adanmış. Köyün Pekmezi de
bayağı ünlü. Köyden geçerken Poyralı pekmezinden alabilirsiniz.
Yolculuğumuz Kırkalareli istikametine doğru devam ediyor.
Pınarhisar’ın Erenler köyünden geçerken yolun sol tarafında “Binbir Oklu Ahmet
Baba Türbesi”ni görüyoruz. 14. yy sularında yapıldığı söylenen türbe sekizgen
planlı ve kesme taştan yapılmış. İnternetten yaptığım alıntıya göre Binbir Oklu
Ahmet Bey için söylenen şöyledir:
“Binbir Oklu Ahmet Bey, Osmanlı'nın Trakya'yı fethinden itibaren bölgenin
Türkleştirilmesi ve İslamlaştırılması'nda büyük yararlılıklar göstermiş bir zat.
Büyük hizmetleri karşısında Erenler Tekkesi kendsine tahsis edilmiş ve bu tekke
etrafında yöre İslam'laşmaya ve Bizans'ın köhne çürümüş zihniyetinin izlerini
silmeye başlamış. Efsane budur ki, Ahmet Baba ( Ermiş olduğuna inanılan kişilere
yörede Baba ünvanı halkça verilmektedir...) çarpışma sırasında yiğitçe dövüşür
ve binbirinci ok ancak onun son nefesini vermesine sebep olur.”

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



