Kategoriler

Yurtiçi gezisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yurtiçi gezisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2013 Perşembe

Harbiye Açık Hava'dan Tarkan Geçti...

4 Eylül akşamı Harbiye Açık Hava Tiyatrosu yine yıkıldı... Tarkan konseri muazzamdı. Bu muhteşem konseri izleyen ve dans etmekten yerinde duramayan şanslı insanlardan ikisiydik...




3 Eylül 2013 Salı

27 Mart 2013 Çarşamba

Bir Pazar Günü...Aynalıkavak Kasrı

Aynalıkavak Kasrı

Osmanlı Devletinin İstanbul'daki dördüncü büyük sarayı olan Tersane Sarayı, diğer adı ile Aynalıkavak Sarayı'ndan günümüze ulaşabilen tek örnek bugünkü Aynalıkavak Kasrı imiş.

Pazartesi, Perşembe hariç her gün ziyarete açık. 08:30-16:30 (Kasım-Mart), 08:30-17:00 (Nisan-Ekim)
Her yarım saatte rehberle beraber müzeyi gezebiliyorsunuz.


5 Mart 2013 Salı

"Yaşamın Ta Kendisi"... Vahşi Doğadan Kareler...


Hafta sonu İstanbul Atlı Spor Kulübü'nde (Maslak) bu güzel sergiyi gezdik. 27 Mart'a kadar sergi devam edecek.


Mustafa Koç, yukarıdaki leopar fotoğrafı için yarım gün, sabit olarak bu kareyi beklemiş.


Herşeyin yavrusu güzel di mi:)


O nasıl bakıştır öyle...


Sudaki akis...


Nasıl bir kuşsunuz siz????


Tam bir kral duruşu...

7 Şubat 2013 Perşembe

Bir Pazar Günü... Fener, Cibali, Balat, Tarih, İstanbul Kokusu...

Güneşli bir Pazar günü rotamızı Haliç'e çevirdik. Kadir Has Üniversitesi'nden başladık, Cibali, Fener, Balat derken keyifli bir öğleden sonra geçirdik.

Kadir Has Üniversitesi

Fener Rum Patrikhanesi

Fener Rum Lisesi

3 Şubat 2013 Pazar

Sualtına Işık Tutanlar Sergisi

Pazar kahvaltımız sonrası gazetelerimizi okurken Rezan Has Müzesi'ndeki "Sualtına Işık Tutanlar Fotoğraf Sergisi"nden haberdar olduk. Öğleden sonra yola koyulduk. Sergiyi gezdik. (Not: Sergi 28 Şubat'a kadar gezilebilir. Müze Cibali'de Kadir Has Üniversitesi Kampüsü içinde)

İşte bazı fotoğraflardan seçtiklerimiz:








29 Ocak 2013 Salı

KIRKLARELİ-Bir Hafta sonu

Galiba vakit geliyor. İçimizdeki bir yerlere gitme, yabancı insanların arasına karışma isteği iyiden iyiye artmaya başlıyor. Bulunduğumuz düzlemden uzaklaşıp kendi iç dünyamıza yolculuk yapma arzusu artıyor. Planlı Berlin ve Norveç Fiyordları gezisi öncesi, yakın bir bölgeye günübirlik bir gezi planlıyoruz.
Pazar sabahının erken bir vakti odamıza dolan güneş ışıkları, bize güzel bir günü müjdeliyor. Saat 07:30 gibi kalkıp internetten hızlı bir araştıma yapıyoruz. İğneada’ya gitme fikri ilk başta cazip gelse de yöre hakkındaki olumsuz gezi yazıları ve özellikle İğneada yolunun son bölümünün çok virajlı olması bizi bu fikrimizden vazgeçiriyor. Rotamızı Tem otobanı Çerkezköy çıkışından çıkarak Saray, Vize, Pınarhisar üzerinden Kırklareli’ye çeviriyoruz. Dönüş yolunu ise Kırklareli’den direk TEM’e bağlanarak İstanbul olarak belirliyoruz.
Saat 09:00 gibi İstanbul’dan ayrılıyoruz. TEM Çerkezköy sapağından ayrılıyoruz. Yollar kötü, bakımsız. Belki de yoğun kış şartlarından ötürü daha da bozulmuş. Sağımız solumuz düz arazilerle dolu. Fazlasıyla çorak. Ağaç, bitki örtüsü yok denecek kadar az. Küçük beldelerden geçiyoruz. İnsanlarda fazla bir hareket yok. Mutsuzlar... Kahvehaneler dolu. Saray’ın şehir merkezini arabayla geçiyoruz. Fazla bir şey yok gibi. Günlerden 18 Mart. “Çanakkale Şehitlerini Anma Günü”olmasından ötürü şehir merkezindeki anıtın önü çelenklerle dolu. Resmi binalar Türk bayrakları ile donatılmış. Kent merkeZinin içinde ufak bir tur atıyoruz. Meydanda bulunan 1539 yılında Sadrazam Mehmet Ayas Paşa tarafından yaptırılan Ayas Paşa Camini gördükten sonra yola koyuluyoruz.
Bir sonraki durağımız Vize. Yine bilindik yol manzaraları eşliğinde Vize’ye giriyoruz. Karnımız iyiden iyiye acıkıyor. “Bolulu Hasan Usta” pastanesinde bir şeyler yeriz düşüncesiyle mola veriyoruz. Yaklaşık yarım saat bekliyoruz ancak bir tostu yapıp getiremiyor müessese sahibi. Biz de kızarak sabak kahvaltısını pas geçerek Kırklareli’de öğlen yemeğini yeriz diyerek yola koyuluyoruz.
Yol üzerinde Istıranca Çiftliğine uğruyoruz. İnek peyniri, kaşar ve tava yoğurdu alarak yolculuğumuza devam ediyoruz.
Poyralı Köyünden geçiyoruz. Köyün hemen girişinde Poralı Köyü Şehitliği bizi karşılıyor. Köy özellikle son Bulgar ve Yunan istilasından en büyük zararı gören ve istilanın Enez-Midye hattının kırılıp İstanbul’a kadar dayanmasına mani olan kanlı çarpışmaların yaşandığı önemli bir köy. Poyralı Köyü şehitliği de bu savaşlardaki isimsiz kahramanlara adanmış. Köyün Pekmezi de bayağı ünlü. Köyden geçerken Poyralı pekmezinden alabilirsiniz.
Yolculuğumuz Kırkalareli istikametine doğru devam ediyor. Pınarhisar’ın Erenler köyünden geçerken yolun sol tarafında “Binbir Oklu Ahmet Baba Türbesi”ni görüyoruz. 14. yy sularında yapıldığı söylenen türbe sekizgen planlı ve kesme taştan yapılmış. İnternetten yaptığım alıntıya göre Binbir Oklu Ahmet Bey için söylenen şöyledir:
“Binbir Oklu Ahmet Bey, Osmanlı'nın Trakya'yı fethinden itibaren bölgenin Türkleştirilmesi ve İslamlaştırılması'nda büyük yararlılıklar göstermiş bir zat. Büyük hizmetleri karşısında Erenler Tekkesi kendsine tahsis edilmiş ve bu tekke etrafında yöre İslam'laşmaya ve Bizans'ın köhne çürümüş zihniyetinin izlerini silmeye başlamış. Efsane budur ki, Ahmet Baba ( Ermiş olduğuna inanılan kişilere yörede Baba ünvanı halkça verilmektedir...) çarpışma sırasında yiğitçe dövüşür ve binbirinci ok ancak onun son nefesini vermesine sebep olur.”

19 Aralık 2012 Çarşamba

Bozcaada, sana teşekkür ederim... Bana şarabın migren yapmadığını öğrettin:)


Yıllarca şarabı bendenizde migren yapıyor diye içmedim. 2008 yılına kadar... Bozcaada'yı ilk keşfettiğimiz sene. Talay'ın kırmızı şarapları ile tanıştım ve şimdi çok iyi dost olduk. 2008'den beri her sene tatil için gidiyor ve dönüşte şişeleri arabanın arkasına atıyoruz. Kara Lahna, Tenedos, Merlot ve Kalecik Karası bizim favorilerimiz. Kışın evde fırında tavuk yaptım mı yanına hemen bir şişe Talay; ya da Polonez'den güzel bir peynir tabağı hemen yanına bir şişe Talay...  

Nedense içimden bir Bozcaada geçti bu kış akşamında. Özledim galiba... Geçen senelerde yazdığım bir Bozcaada yazısını paylaşmak istiyorum.



Yaz ayları yaklaşıp, tatil planlarımızı yapmaya başladığımızda son 5 senedir Bozcaada’yı listemize alır, ama nedense sonra vazgeçerdik. Bu seneki 2. tatilimizde Ege kıyılarını keşfedelim dedik ve tatilin ilk üç gününü Bozcaada’ya ayırdık.
 
Biz bunları yaptık ve sizlere de öneririz:
 
Nasıl Gidilir : Cumartesi sabah saat 6’da İstanbul’dan yola çıktık. TEM’den Kınalı-Tekirdağ çıkışından ayrıldık. Dümdüz Gelibolu. Biz tercihimizi Gelibolu’dan feribota binmekten yana kullandık. (Gelibolu-Çardak, feribotla 30 dk.) Çardak’tan sonra Çanakkale ve sonrasında Geyikli. Geyikli’den Bozcaada’ya her 2 saatte bir, tek saatlerde (09:00, 11:00, 13:00 diye gidiyor) feribot var. Ama ne kalabalık. Biz saat 11:10’da ordaydık, saat 13:00 feribotuna bineriz dedik ama olmadı saat 15:00 feribotu ile ancak Bozcaada’ya geçebildik. 

Geyikli İskelesi
Bir Dip Not : Geyikli’de yaklaşık 3,5 saat beklediğimiz için karnımız da acıktı haliyle. Sahilde tek oturulacak yer olan Geyikli Seyahat Dinlenme Tesisleri’nde herşeyi bulabilirsiniz. Tost, gözleme, gazete, dergi, dondurma vs. Karışık tostunu tavsiye ederim.

Feribottan Bozcaada Görüntüsü
Nerelerde Kalınır : Yüksek sezonda gidiyorsanız mutlaka önceden kalacağınız yeri ayarlayın. Hem pansiyonlarda hem otellerde kalacak yer bulmak çok zor. Biz gitmeden bir hafta önce kalacak yer rezervasyonumuzu yapmıştık. Sıkıntı yaşamadık.

Her tercihe uygun otel, motel, pansiyon vs. var. Dilerseniz merkeze uzak bağ evlerinde kalırsınız, dilerseniz merkezdeki sokak aralarındaki pansiyon-motellerde, dilerseniz sayısı az olan deniz kıyısındaki otellerde konaklayabilirsiniz. Biz merkeze çok yakın harika bir sokakta 10 odalı bir pansiyonda kaldık. Çok da memnun ayrıldık.

Ara sokaklarda pansiyonlar

Nerelerde Yüzülür : Adanın her köşesinden bir kumsal ve koy fışkırıyor desem yeridir. Biz 3 günde ancak şu koy ve kumsallara vakit yetiştirebildik : Tuz Burnu, Akvaryum Koyu, Çayır Plajı, Habbele Kumsalı, Mitoz Plajı ve Ayazma Plajı. Tavsiyem günün her saatinde bu koylardan denize girmeniz. Biz öyle yaptık. Sabah erkenden bir koyda yüzdük, ardından kahvaltı, öğleden sonra başka bir plaj, akşam üzeri başka bir kumsalda güneşi batırdık.
 
Adada sadece Mitoz ve Ayazma’da tesisleşme var. Yani buralarda cafe, restaurantlarda yemek yiyebilir, şemsiye-şezlong kiralayabilirsiniz. Bu sebeple buralarda insan populasyonu oldukça fazla. Diğer tüm koylar bakir ve tesisleşme yok. Dolayısıyla yanınızda şemsiye, hasır ve yiyecek birşeyler götürmenizde fayda var. Biz de öyle yaptık.



Ne yenir, ne içilir :
Her tercihe, her damak tadına ve her keseye uygun yemek ve restaurant alternatifleri mevcut. Adada insan daha bir başka acıkıyor. Herşeyden yemek istiyor. Sahilde yanyana çokça balık restaurantları var. İçerilerde dünya mutfağı, ege yemekleri, ev yemekleri restaurant’ları, cafeler, pideciler vs. var. Biz tercihimizi 1 gece sahildeki balıkçılardan birinde yiyerek, 1 gece de merkezdeki minik ara sokaklardan birinde ege mezeleri yapan bir yerde yiyerek kullandık.



Ada deyince tabi ki yerel şaraplar tadılmalı. Adada çokça şarap üreticisi ve farklı markalar var. Tadım günlerine katılabilir, damak tadınıza uygun olanları seçebilirsiniz. Biz adadayken bir şarap markasının gece tadım etkinliği ve canlı müzik dinletisi vardı. Çok keyifliydi. Ada, şarap, müzik ve dans...
Ama balık yiyorsanız da rakısız ağlar di miJ O zaman 1 gün şarap, 1 gün rakı diyelim.
Adanın bana göre en can alıcı yiyeceği ÜZÜM. Böyle bir lezzet yok. Hem siyah üzüm, hem beyaz üzüm. Ye ye doyamıyorsunuz. Sanırım 3 günde 3 kilo üzümü tek başıma yedim. Adadan direkt evine dönenler kasa kasa üzümleri arabalarına dolduruyorlar. Ama biz tatile başka yerlerde devam edeceğimiz için alamadık. İçimde kaldı ama olsun seneye artık...


Nereler Görülür :
Adanın merkezini hem gece hem de sabah erken saatlerde, tüm sokaklarına girip çıkarak dolaşmak gerek. Çünkü gece başka, gündüz başka güzel.
Bozcaada Kalesi görülmeli.
Arabanıza kıyabilirseniz Göztepe’ye çıkılmalı. 192 metre yükseklikten adanın şahane manzarasına tanıklık ediyorsunuz. Ama çıkış yolu çok taşlı ve kıvrımlı.
 
Dönüş Yolu : Dönüş feribotu için mutlaka önceden rezervasyon yaptırın. Yoksa yer bulmanız neredeyse imkansız. Adada kalabilirsiniz. Ama fena da olmaz hani 1 gün daha adada kalmak...

 

16 Aralık 2012 Pazar

FATİH-ZEYREK

Pazar günü İstanbul’un hiç gitmediğimiz bir semtine gitmeye karar veriyoruz.: Fatih’in Osmanlı kokan semti ZEYREK
Burası da neresi dediğinizi duyar gibiyiz. İstanbul’un göbeğinde Unkapanı İMÇ’nin tam karşısında duran bu bölge, gezginleri hem tarih kokan atmosferiyle hem de zamana direnen ahşap konakları ile kendisine hayran bırakıyor.
Gezimize semtin en önemli tarihi yapılarından birisinden başlıyoruz: Molla Zeyrek Cami ya da diğer adıyla Zeyrek Kilise Cami. İbadethane Sokağı’nda bulunan Zeyrek Cami’nin, kiliseden camiye devşirilen en önemli eserlerden birisi olduğu söyleniyor. Bizans İmparatorluğu zamanında yapılan kilise, İstanbul’un fethi sonrasında önce medrese olarak kullanılmış, sonra da camiye çevrilmiş.

Anonim: Şimdilerde restorasyon çalışmaları devam ediyor.
Molla Zeyrek Cami’nin hemen yanıbaşında özel bir şirketin işlettiği “Zeyrekhane” isimli kafe/restorant müthiş bir manzaraya sahip. Unkapanı ve Galata köprülerinin manzaraları, Süleymaniye Caminin muhteşem görüntüsü eşliğinde çayları yudumluyoruz.