Kategoriler

21 Aralık 2012 Cuma

RESİMLERLE BİR SUŞİ HİKAYESİ... YOKSA ŞUŞİ Mİ:))) UFFFF


Yine aşçılık eğitimi günlerimden bir suşi dersinin resimli fotoromanını paylaşıyorum:
 

Şefimiz Sunset Restaurant'ın şefi Hiroki Tekamura. Pirinci haşlamış ve içine sirke+toz şeker+tuz ilave ederek karıştırıyor.

Şefimiz Miki'li pijamalı kıyafeti ve tüm sempatikliğiyle suşi yapımına başlamış.


Şefin ders sonunda hazırladığı karışık suşi tabağı ( Tamago Maki, California Maki, Nigiri, Temari, Temaki)


Bu da bendenizin suşi tabağı... Ehh işte iç güveysinden hallice:)




20 Aralık 2012 Perşembe

SİİRT'TEN GÜZEL BİR TARİF... PERDE PİLAVI


Evin hanımı olarak geçen sene eğitim aldığım MSA (Mutfak Sanatları Akademisi)'ndeki derslerimizden birinde yaptığımız Perde Pilavı'nın tarifini sizlerle paylaşmak istiyorum. Yapanlara şimdiden afiyet olsun...

Malzemeler (Pilav) :
* 200 gr. baldo pirinç
* 100 gr. tavuk göğüs (kuşbaşı doğranmış)
* 25 gr. tereyağı
* 50 gr. çamfıstığı
* 50 gr. badem
* 300 ml. tavuk suyu
* 4 dal maydanoz
* Toz tarçın
* Yenibahar
* Tuz, karabiber
Perde Hamuru
* 125 gr. margarin
* 1 adet yumurta
* 200 gr. un
* 2 diş sarımsak


Hazırlanışı :
* Un ve margarini parmak uçlarınızla ovarak (biraz tuz ekleyip) kum tanesi haline getirin. Yumurta ve ezilmiş sarımsağı da ekleyip iyice yoğurun. Streç filme sarıp buzdolabında dinlenmeye bırakın.
* Pirinci yıkayın, tavuk göğüslerini tavada zeytinyağı ile kavurun ve kenara alın.
* Aynı tencereye tereyağını ekleyin ve eridikten sonra fıstık ve bademi ekleyip renk değiştirmeye başladığında pirinci ekleyin ve kavurun.
* Kavrulan pirinçlere tavuğu ekleyin; sıcak tavuk suyu, tuz, karabiber, tarçın ve yenibaharı da ekleyip kapağı kapalı şekilde suyu çekene kadar kısık ateşte pişirin.
* Altını kapatın ve kapağı kapalı şekilde 10dk. kadar demlendirin.
* Hamuru merdane ile 3mm. kalınlığında açın ve pişirme yapacağınız tereyağı ile yağlanmış kalıbın içine yerleştirin. (Kenarlarından taşanlar kalsın) Burada hamurun altına bütün badem ve fıstık da yerleştirirseniz kalıptan çıktığında güzel bir görüntü olur.
* Maydanozu kıyın pilava ekleyin ve iyice karıştırın. Pilavı kalıba alın ve kenarlardan taşan hamuru kapatarak 180 derece fırında kızarana kadar pişirin. Dilimleyerek servis yapın.

19 Aralık 2012 Çarşamba

Bozcaada, sana teşekkür ederim... Bana şarabın migren yapmadığını öğrettin:)


Yıllarca şarabı bendenizde migren yapıyor diye içmedim. 2008 yılına kadar... Bozcaada'yı ilk keşfettiğimiz sene. Talay'ın kırmızı şarapları ile tanıştım ve şimdi çok iyi dost olduk. 2008'den beri her sene tatil için gidiyor ve dönüşte şişeleri arabanın arkasına atıyoruz. Kara Lahna, Tenedos, Merlot ve Kalecik Karası bizim favorilerimiz. Kışın evde fırında tavuk yaptım mı yanına hemen bir şişe Talay; ya da Polonez'den güzel bir peynir tabağı hemen yanına bir şişe Talay...  

Nedense içimden bir Bozcaada geçti bu kış akşamında. Özledim galiba... Geçen senelerde yazdığım bir Bozcaada yazısını paylaşmak istiyorum.



Yaz ayları yaklaşıp, tatil planlarımızı yapmaya başladığımızda son 5 senedir Bozcaada’yı listemize alır, ama nedense sonra vazgeçerdik. Bu seneki 2. tatilimizde Ege kıyılarını keşfedelim dedik ve tatilin ilk üç gününü Bozcaada’ya ayırdık.
 
Biz bunları yaptık ve sizlere de öneririz:
 
Nasıl Gidilir : Cumartesi sabah saat 6’da İstanbul’dan yola çıktık. TEM’den Kınalı-Tekirdağ çıkışından ayrıldık. Dümdüz Gelibolu. Biz tercihimizi Gelibolu’dan feribota binmekten yana kullandık. (Gelibolu-Çardak, feribotla 30 dk.) Çardak’tan sonra Çanakkale ve sonrasında Geyikli. Geyikli’den Bozcaada’ya her 2 saatte bir, tek saatlerde (09:00, 11:00, 13:00 diye gidiyor) feribot var. Ama ne kalabalık. Biz saat 11:10’da ordaydık, saat 13:00 feribotuna bineriz dedik ama olmadı saat 15:00 feribotu ile ancak Bozcaada’ya geçebildik. 

Geyikli İskelesi
Bir Dip Not : Geyikli’de yaklaşık 3,5 saat beklediğimiz için karnımız da acıktı haliyle. Sahilde tek oturulacak yer olan Geyikli Seyahat Dinlenme Tesisleri’nde herşeyi bulabilirsiniz. Tost, gözleme, gazete, dergi, dondurma vs. Karışık tostunu tavsiye ederim.

Feribottan Bozcaada Görüntüsü
Nerelerde Kalınır : Yüksek sezonda gidiyorsanız mutlaka önceden kalacağınız yeri ayarlayın. Hem pansiyonlarda hem otellerde kalacak yer bulmak çok zor. Biz gitmeden bir hafta önce kalacak yer rezervasyonumuzu yapmıştık. Sıkıntı yaşamadık.

Her tercihe uygun otel, motel, pansiyon vs. var. Dilerseniz merkeze uzak bağ evlerinde kalırsınız, dilerseniz merkezdeki sokak aralarındaki pansiyon-motellerde, dilerseniz sayısı az olan deniz kıyısındaki otellerde konaklayabilirsiniz. Biz merkeze çok yakın harika bir sokakta 10 odalı bir pansiyonda kaldık. Çok da memnun ayrıldık.

Ara sokaklarda pansiyonlar

Nerelerde Yüzülür : Adanın her köşesinden bir kumsal ve koy fışkırıyor desem yeridir. Biz 3 günde ancak şu koy ve kumsallara vakit yetiştirebildik : Tuz Burnu, Akvaryum Koyu, Çayır Plajı, Habbele Kumsalı, Mitoz Plajı ve Ayazma Plajı. Tavsiyem günün her saatinde bu koylardan denize girmeniz. Biz öyle yaptık. Sabah erkenden bir koyda yüzdük, ardından kahvaltı, öğleden sonra başka bir plaj, akşam üzeri başka bir kumsalda güneşi batırdık.
 
Adada sadece Mitoz ve Ayazma’da tesisleşme var. Yani buralarda cafe, restaurantlarda yemek yiyebilir, şemsiye-şezlong kiralayabilirsiniz. Bu sebeple buralarda insan populasyonu oldukça fazla. Diğer tüm koylar bakir ve tesisleşme yok. Dolayısıyla yanınızda şemsiye, hasır ve yiyecek birşeyler götürmenizde fayda var. Biz de öyle yaptık.



Ne yenir, ne içilir :
Her tercihe, her damak tadına ve her keseye uygun yemek ve restaurant alternatifleri mevcut. Adada insan daha bir başka acıkıyor. Herşeyden yemek istiyor. Sahilde yanyana çokça balık restaurantları var. İçerilerde dünya mutfağı, ege yemekleri, ev yemekleri restaurant’ları, cafeler, pideciler vs. var. Biz tercihimizi 1 gece sahildeki balıkçılardan birinde yiyerek, 1 gece de merkezdeki minik ara sokaklardan birinde ege mezeleri yapan bir yerde yiyerek kullandık.



Ada deyince tabi ki yerel şaraplar tadılmalı. Adada çokça şarap üreticisi ve farklı markalar var. Tadım günlerine katılabilir, damak tadınıza uygun olanları seçebilirsiniz. Biz adadayken bir şarap markasının gece tadım etkinliği ve canlı müzik dinletisi vardı. Çok keyifliydi. Ada, şarap, müzik ve dans...
Ama balık yiyorsanız da rakısız ağlar di miJ O zaman 1 gün şarap, 1 gün rakı diyelim.
Adanın bana göre en can alıcı yiyeceği ÜZÜM. Böyle bir lezzet yok. Hem siyah üzüm, hem beyaz üzüm. Ye ye doyamıyorsunuz. Sanırım 3 günde 3 kilo üzümü tek başıma yedim. Adadan direkt evine dönenler kasa kasa üzümleri arabalarına dolduruyorlar. Ama biz tatile başka yerlerde devam edeceğimiz için alamadık. İçimde kaldı ama olsun seneye artık...


Nereler Görülür :
Adanın merkezini hem gece hem de sabah erken saatlerde, tüm sokaklarına girip çıkarak dolaşmak gerek. Çünkü gece başka, gündüz başka güzel.
Bozcaada Kalesi görülmeli.
Arabanıza kıyabilirseniz Göztepe’ye çıkılmalı. 192 metre yükseklikten adanın şahane manzarasına tanıklık ediyorsunuz. Ama çıkış yolu çok taşlı ve kıvrımlı.
 
Dönüş Yolu : Dönüş feribotu için mutlaka önceden rezervasyon yaptırın. Yoksa yer bulmanız neredeyse imkansız. Adada kalabilirsiniz. Ama fena da olmaz hani 1 gün daha adada kalmak...

 

17 Aralık 2012 Pazartesi

Galatasaray- Fenerbahçe: 2-1

Ali Sami Yen Spor Kompleksi TT Arena
 
16 Aralık 2012
 
Karanlık çökmeye başlamış. İnsanlar akın akın Arena'ya gidiyorlar. Uzaktan Arena sarı kırmızı parlıyor. Aslanlı Yolda insanlar koşar adımlarla biran evvel stadyuma girme telaşındalar. Yer sarı gök kırmızı sanki.
 

Nihayet statdın içindeyiz. Futbolcular ısınma hareketlerini yapıyorlar. Pegasus tribünde bir telaş. Belli ki maç başlamadan evvel özel bir koreografi hazırlamışlar. Rakip Fenerbahçe olunca tribünlerde ayrı bir heyecan, ayrı bir coşku var...


Maç başlıyor... Arena full, iğne atsan yere düşmeyecek sanki. 52 bin civarı seyirci maçın başlama düdüğüyle beraber bitmek bilmeyen bir enerjiyle tezahürata başlıyor. Herkes ayakta... Maça her iki tarafta vasat bir görünümde başlıyor. Fenerbahçe biraz daha tedirgin ve derken goller geliyor, bir de kırmızı kart ve hakemin bitiş düdüğü.


Arena yıkılıyor. Dans edenler, grup halinde tezahürat yapanlar, fotoğraf çektirenler, herkes ayrı bir telden eğleniyor. Muhteşem bir gece, fantastik bir sonuç.

 
 
 Darısı sezonun diğer maçları başına diyerek evimizin yolunu tutuyoruz.

 
 
 
 
 

16 Aralık 2012 Pazar

Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena Açılışı

O gün çocuklar gibi yaramazdık. Seyrantepe metrosundan inip, tünelden çıktığımızda Aslanlı yolu ilk defa görmüştük. Tarih: 11 Ocak 2011 günlerden Cumartesi idi. Her yer sarı kırmızı, içimizde tarifi anlatılmaz bir çoşku ve elimizde fotoğraf makinası devamlı denklanşöre basıyorduk. İnanılmaz bir mutluluk içinde nice zaferler yaşayacağımız mabedimize doğru koşar adımlarla ilerliyorduk. 
 
Yerimize oturduğumuzda daha stadın 20% si dolmuştu. Hollanda ekibi Ajaz ile yapacağımız dostluk mücadelesi öncesi açılış törenleri yapılacaktı. Galatasaray Kulübü organizasyonu yapmış bu güne özel gösteriler hazırlamış. Karanlık çökmeye başladığında stadın ışıkları yanmış ve TT Arena bir başka güzel olmuştu.
 
Artık şov zamanı. İşte size açılıştan güzel kareler: 
 
 




Açılış töreninin arkasından Ajax ile yapılan maçı golsüz berabere bitirdik.

Ne demişler ilk elin günahı olmaz.

Biz o gün çocuklar gibi şendik. Gerisi hihaye...

FATİH-ZEYREK

Pazar günü İstanbul’un hiç gitmediğimiz bir semtine gitmeye karar veriyoruz.: Fatih’in Osmanlı kokan semti ZEYREK
Burası da neresi dediğinizi duyar gibiyiz. İstanbul’un göbeğinde Unkapanı İMÇ’nin tam karşısında duran bu bölge, gezginleri hem tarih kokan atmosferiyle hem de zamana direnen ahşap konakları ile kendisine hayran bırakıyor.
Gezimize semtin en önemli tarihi yapılarından birisinden başlıyoruz: Molla Zeyrek Cami ya da diğer adıyla Zeyrek Kilise Cami. İbadethane Sokağı’nda bulunan Zeyrek Cami’nin, kiliseden camiye devşirilen en önemli eserlerden birisi olduğu söyleniyor. Bizans İmparatorluğu zamanında yapılan kilise, İstanbul’un fethi sonrasında önce medrese olarak kullanılmış, sonra da camiye çevrilmiş.

Anonim: Şimdilerde restorasyon çalışmaları devam ediyor.
Molla Zeyrek Cami’nin hemen yanıbaşında özel bir şirketin işlettiği “Zeyrekhane” isimli kafe/restorant müthiş bir manzaraya sahip. Unkapanı ve Galata köprülerinin manzaraları, Süleymaniye Caminin muhteşem görüntüsü eşliğinde çayları yudumluyoruz.

15 Aralık 2012 Cumartesi

NAPOLİ-Liman Kenti

Tam günlük Napoli-Pompei turunun öğleden sonraki bölümünde Napoli şehrini gezdik. Otobüsümüz Napoli’ye doğru yol alırken içimde adını tam olarak koyamadığım bir sevinç oluşmaya başlamıştı. Bunun bir nedeni 1970’li yılların sonlarında teyzem ve eşinin bu şehirde görev yapıyor olmaları olabilirdi. O yılllarda dış dünya ile bağlantının sınırlı olduğu düşünüldüğünde aslında Napoli’den gelen sesler, mektuplar, fotoğraflar bizi dünyaya bağlıyordu. Diğer bir neden de TRT’nin tek kanal olarak yayın yaptığı dönemlerdeki “İtalya’dan Futbol” programı. Bu programın yayınlandığı dönemlerde efsane futbolcu Maradona’nın Napoli takımında oynadığı futbol ve bir bücürün neredeyse tek başına Napoli şehrine şampiyonluğu getirdiği yıllar... Napoli’ye ait çağrışımlar açıkçası çok fazla değildi. Tabii ki daha sonraları kent ile ilgili okuduğum olumsuz haberler (mafya, hırsızlık olayları, çöp dağları vb) biraz kafamı karıştırmıştı. Ancak, Napoli’ye bu kadar yakın mesafede olup da buralara gelmemek olmazdı.


Kent girişinde ilk dikkatimizi çeken şey binaların eski, sokakların kirli oluşuydu. Balkonlarda çamaşırlar asılmış, kurumayı bekliyorlardı. İlginç bir görüntü olduğu kesin.





Otobüs, şehrin merkezine doğru ilerlerken gördüğümüz arabaların hemen hepsi vuruk, çizik içindeydi. Neredeyse sağlam araba yok gibi.


Napoli aslında bir liman kenti. İtalya’nın Roma ve Milano’dan sonraki üçüncü büyük kenti. Kentten Sardunya, Sicilya, Korsika, Capri gibi birçok turistik adaya ulaşabiliyorsunuz.



Ayrıca, şehir 1200-1816 yılları arasında özerk bir devlet olan Napoli Krallığı’nın başkentliğini de yaptığından İtalyanlar için kentin tarihi bir önemi de var.