Sabahın erken
saatlerinde Madrid’i kısa ama keyifli anılarla geride bırakarak otobüsle
Cordoba’ya hareket ediyoruz. Yolculuğumuz uzun, zira Cordoba’da vereceğimiz 4
saatlik şehir turu sonrasında akşam saatlerinde Sevilla’ya ulaşmayı planlıyoruz.
08:30 suları hareket eden otobüsümüz, yolda verdiğimiz iki molanın ardından bizi
saat 14:00 civarı Cordoba’ya ulaştırıyordu.
Yolda gözümüze ilk
çarpan şey otoyolların çok iyi durumda olmasıydı. Bu, aslında Avrupa
Birliği’nden gelen fonların bir kısmının ülkenin karayolu ulaşımına
harcandığının açık bir göstergesiydi. Diğer göze çarpan özellik ise ülkenin
güneyine indikçe değişen bitki örtüsüydü. Orta kesimlere çorak ve uzun düzlükler
hakimken, güneye indikçe bol ağaçlı yüksek dağlar sizi karşılamaktaydı.
Otobüsten indikten sonra
“eski şehir” merkezine doğru yürümeye başladık. Şehrin bu bölümüne doğru gitmek
için öncelikler Cordoba’nın içinden geçen “Guadalquivir” nehri ve bu nehrin
üzerinde kurulmuş olan “Puente Romano” köprüsünü geçmemiz gerekiyordu. Köprünün
Roma temelleriyle desteklenen ve sonradan onarım görmüş hali, altından akan
Guadalquivir ve karşıyakada yükselen “Mezquita-Katedral” güzel ve etkileyici bir
manzara sunuyordu.
“Puente Romano”
köprüsünden geçip, tarihi Roma kapısından girdiğimizde üzerinde bulunduğumuz
toprakların aslında yüzlerce yıllık bir tarihe ev sahipliği yaptığı hemen
anlaşılıyordu. Cordoba şehri İsa’dan önce 164 yıllarında Romalılar tarafından
kurulmuş, daha sonra bir süreliğine Vizigotların eline geçmiş, 716 yılında
müslüman Araplar tarafından alınmış ve son olarak da 1236 yılından itibaren
İspanyolların hakimiyetine geçmiş.